Zengine değil halka, sermayeye değil emekçiye kaynak!

Ekonomideki son gelişmelere dair DİSK Yönetim Kurulu adına Genel Başkan Arzu Çerkezoğlu’nun açıklaması

Zengine değil halka, sermayeye değil emekçiye kaynak!
  • Yoksuldan alıp zengine vermeyin!
  • Karakışta vatandaşın sosyal desteğe ihtiyacı var!
  • Hükümetin “kur garantili mevduat” icadı kamu kaynaklarının heba edilmesidir. İşçi sınıfının, yoksulun, halkın cebinden alıp zengine vermektir. Daha çok eşitsizlik, yoksulluk demektir.

Ekonomideki son gelişmelere dair DİSK Yönetim Kurulu adına Genel Başkan Arzu Çerkezoğlu’nun açıklaması.

Aylardır işyeri işyeri, sokak sokak, meydan meydan çağrıda bulunuyoruz. Ekonomik krizin ve pandeminin ağır yükü altında karakışa girerken ülkeyi yönetenleri önlemler almaya çağırıyoruz. Milyonlarca işçi, emekçi, emekli adına, geçinemeyenler, barınamayanlar, iş bulamayanlar adına “Artık yeter! Geçinmek istiyoruz!” diyoruz.

TÜİK’in sakladığı işsizlik, pahalılık, zamlar, faturalar belimizi büküyor.

Asgari ücretin insanca yaşanabilir bir seviyede olması için, asgari ücretin en az 5200 lira net olması için işyerlerinde, sokaklarda, meydanlarda haykırdık. İşçi sınıfının yükselttiği mücadelenin sonucu olarak ilk ifade edilen rakamlardan yüksek bir asgari ücret ortaya çıksa da artan hayat pahalılığı nedeniyle bu asgari ücretle geçinmek mümkün değil.

Öte yandan DİSK’in on yıllardır ısrarla ve inatla mücadelesini yürüttüğü “tüm ücretlerin/maaşların asgari ücret kadar tutarının vergi dışı kalması” talebi konusunda adım atılması sağlandı. On yıllardır meydanlardan yükselttiğimiz bu haklı talebi, 2021 yılı başlarında TBMM gündemine taşımış, tüm parti temsilcilerine konuyla ilgili dosyalarımızı sunmuş ve hatta kanun teklifimizi hazırlamıştık. Geç de olsa bu talebin bugün gerçekleşiyor oluşunda elbette ki, asgari ücret mücadelemizi ve taleplerimizi aylardır yükselten DİSK’li işçilerin de payı büyüktür.

Yoksuldan Alıp Zengine Verecekler!

Ancak ülkemizde vergideki adaletsiz düzen devam etmekte, ülkenin vergi yükünü halen büyük oranda ücretliler çekmektedir. İçinde bulunduğumuz ekonomik koşulların ağır yükünü işçiler, emekçiler, dar gelirliler omuzlarken, vergide de “az kazanandan çok, çok kazanandan az vergi” düzeni sürmektedir.  Bu da yetmezmiş gibi en adaletsiz vergi olan ve tüketimden alınan dolaylı vergiler hala vergi hasılatının büyük bir bölümünü oluşturmaktadır.  2022 yılı için yapılan gelir vergisi tarife değişikliği de tatmin edici olmaktan uzaktır.

Üstelik bu vergiler, pandemi ve kriz koşullarında dahi en ağır bedeli ödeyen milyonlarca işçi, emekçi, emekli, işsiz, dar gelirli için değil sermaye ve servet sahipleri için kullanılmaktadır. Yoksuldan alıp zengine veren bu politikaların belki de en pervasız örneklerinden biri, döviz krizine çare olarak 20 Aralık 2021’de açıklanan “Kur Korumalı TL Vadeli Mevduat” denemesidir.

Bu yöntemle TL vadeli hesapları dövize endekslenmiş olacaktır. Kur değişimi ile faiz arasındaki fark ise Hazine’den karşılanacaktır. Hazine demek halkın cebi demektir, halkın kaynakları demektir.

Emekçiler tasarruf yapmak bir yana borçla yaşamaya çalışmaktadır.  3 ay ve üzeri vadeli mevduat hesabı açabilecek olanlar oldukça sınırlıdır. Üstelik büyük miktarlar söz konusu olduğunda bu sayı daha da düşmekte, birkaç yüz bin kişi ile ifade edilmektedir. Bu yolla halkın vergileri zenginlere aktarılacaktır.

AKP iktidarı bir süredir, “düşük faiz” politikası adı altında bankaları enflasyonun çok altında bir faiz oranı ile fonlarken onlardan yüksek faizle borçlanmaktadır. Ancak bu da yetmemiş, fakirden alıp zengine veren bu ekonomi politikası “Kur Korumalı TL Vadeli Mevduat” macerasıyla daha da pervasızlaşmaktadır.

Pandemide vatandaşa en cimri davranan, halka en az gelir desteği sunan ülkelerden biri olan Türkiye’de, ekonomik sorunlar derinleşirken de birkaç yüz bin servet ve sermaye sahibini zengini daha da zengin edecek yeni bir kaynak aktarma yolu devreye sokulmuştur. Bu oldukça sert bir sınıfsal saldırı, kapitalizmin en vahşi uygulamalarından biridir.

“Kur Korumalı TL Vadeli Mevduat” düzenlemesi ülkenin geleceğini ipotek altına alan bir maceradır. Döviz kurunun ne kadar yükseleceği, bu mevduatların toplam faturası belirsizdir. Türkiye’nin 80 milyon yurttaşı, sayısı birkaç yüz bin olan zenginlere borçlandırılmaktadır. “Ekonomik kurtuluş savaşı” sloganları atılırken ülkenin geleceği dolara avroya endekslenmiştir.

Eğer bu ülkenin kaynağı varsa birkaç yüz bin zengini daha zengin etmek için değil, halk için kullanılmalıdır. Kaynaklar, “Geçinmek istiyoruz” diyen işçileri, emekçileri, emeklileri, emekli bile olamayan EYT’lileri, işsizleri, küçük esnafı, çiftçileri ve dar gelirlileri korumak için kullanılmalıdır.

Demek ki “kaynak var! Ve o kaynaklar zengini zengin etmek için değil sosyal politikalar için kullanılmalıdır.

  1. İşçilerin vergi yükü azaltılsın: Asgari ücret sonrası ilk vergi dilimi oranı yüzde 10’a indirilsin. 2022 yılı için yapılan gelir vergisi tarife değişikliği tatmin edici olmaktan uzaktır. Vergiye esas tarife dilimleri en az asgari ücret artış oranında artırılsın.
  2. Faturalar hafifletilsin: Elektrik, su, doğalgaz ve internet faturalarına son 3 ayda yapılan tüm zamlar geri alınsın. Faturalar vergi ve kesintiden muaf tutulsun.
  3. Gıda ucuzlasın: Tüm gıda ürünlerinde ve temel tüketim mallarında KDV sıfırlansın.
  4. Emekli aylıkları asgari ücret düzeyine çıkarılsın
  5. Tüm maaş ve ücretler asgari ücret artış oranı kadar artırılsın.
  6. Emeklilikte Yaşa Takılanların emeklilik hakkı verilsin.

Ekonomik kara kışa girerken halkın devletten beklentisi, az sayıdaki servet ve sermaye sahibinin döviz gelirlerini ve faiz gelirlerini güvence altına alması değildir. Halkın devletten beklentisi, kendi yaşamını, geçimini güvence altına almasıdır.

Kimse ama kimse “kaynak yok” diye halkın aklıyla dalga geçmesin, istendiğinde kaynak bulunduğunu biliyoruz! Bizler işçi sınıfının ve halkın geçim kavgasını her alanda büyütmeye, meydanlarda, sokaklarda, işyerlerinde haykırmaya devam edeceğiz:

Zengine değil emekçiye kaynak! Sosyal devlet, sosyal adalet! 

Emeğimizi ve memleketimizi savunmak için omuz omuza!