Türkiye’de İnsan Hak ve Özgürlükleri Tehdit Altındadır!

  Bugün 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 1948 yılında Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilişinin üzerinden 73 yıl geçmiştir. İnsan hakları konusunda uluslararası alanda en temel belge olan bildirge; ırk, renk, din, cinsiyet, dil, siyasi veya diğer görüşler, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğum veya diğer statüler sebebiyle ayrımı gözetmeksizin herkesin […]

Türkiye’de İnsan Hak ve Özgürlükleri Tehdit Altındadır!

 

Bugün 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 1948 yılında Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilişinin üzerinden 73 yıl geçmiştir. İnsan hakları konusunda uluslararası alanda en temel belge olan bildirge; ırk, renk, din, cinsiyet, dil, siyasi veya diğer görüşler, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğum veya diğer statüler sebebiyle ayrımı gözetmeksizin herkesin doğal insan haklarına sahip olduğunu vurgulamaktadır. Yaşama hakkı başta olmak üzere, bireylerin tüm haklarına insan onuruna yaraşır şekilde erişmesini hedeflemektedir.

Türkiye, Evrensel Bildirge’yi kabul edilişinden bir yıl sonra imzalamasına rağmen, temel hak ve özgürlükler büyük ölçüde kâğıt üzerinde kalmıştır. Türkiye’de düşünceyi ifade, basın ve örgütlenme özgürlüğünün fiilen ortadan kaldırılması, sendikal faaliyet ve eylemleri suç kapsamına alma çabaları devam etmektedir. Toplantı ve gösteri yürüyüşleri keyfi olarak yasaklanmakta, en temel demokratik tepkiler bile polis şiddetiyle engellenmek istenmekte, OHAL sonrasında yaşanan, halen özel komisyonlar eliyle gerçekleştirilen hukuksuz ihraçlar devam etmektedir.

İktidarlar, gücünü önceden belirlenen kurallar ve yasalardan almak zorundadır. Ancak yasaların ve kuralların olması, temel hak ve özgürlüklerin yasalarda yazılı olması tek başına yeterli değildir. Yasalara ya da kurallara uyulması ve onların çizdiği sınırlar içinde hareket edilmesi başta iktidar olmak üzere, herkesin öncelikli sorumluluğudur.

20 Temmuz 2016’da sonrasında ilan edilen OHAL ve sonrasında çıkarılan KHK’ler nedeniyle ortaya çıkan hak ihlalleri hala sürmektedir. 140 bine yakın kamu görevlisinin savunmaları bile alınmadan işten atılması, hiçbir yerde çalışma hakkı tanınmaması, sosyal haklarına ve banka hesaplarına el konulması, keyfi gözaltılar, tutuklamalar, işkenceler yaşanması gibi ancak darbe dönemlerinde görülebilecek ne kadar hak ihlali varsa geçtiğimiz süreçte hemen hepsi hayata geçirilmiştir. İktidarın bakanlıklar eliyle kendisini mahkemelerin yerine koyarak ihraç edilen ya da açığa alınan kamu görevlileri için ‘bir daha geri dönmemek üzere kamu görevinden çıkarma’ kararı vermeyi sürdürmesi ihraç edilenlerin ‘çalışma hakkı’ ve ‘yaşam hakkı’nın hedef alındığını göstermiştir. Türkiye’de insan olmak, emekçi olmak, kadın olmak, çocuk olmak ve hak aramak her geçen gün zorlaşmaktadır.

Türkiye’nin insan hakları karnesi tarihte hiç olmadığı kadar karanlık hale gelmiş durumdadır. İktidar gibi düşünmeyen, tüm kişi ve kurumlara yönelik olarak hayata geçirilen hak ihlalleri her geçen gün artmaktadır. Yasal olarak kalkmasına rağmen fiilen sürdürülen ve darbe dönemlerini aratmayan olağanüstü yönetim anlayışının yansıması olarak hukuksuz bir şekilde sendikal faaliyetlerin engellenmesi, demokratik eylemlerin suç sayılması, iktidarın yargı kararlarını doğrudan etkileyen bir tutum göstermesi hak ihlallerinin çıkış noktasının ‘tek adam rejimi’ olduğunu göstermektedir.

Uzun bir süredir iktidarın baskıcı ve anti demokratik politika ve uygulamalarına karşı çıkan tüm kişi ve kurumlar hedef haline getirilmiştir. Emek ve demokrasi güçleri uzun süredir ‘bağımsız ve tarafsız’ olduğu iddia edilen yargı kıskacına alınarak sindirilmek istenmektedir. İktidarın giderek artan baskıcı politikaları kadınların ve çocukların daha çok şiddet görmesine ve şiddete karşı daha savunmasız bırakılmasına neden olmaktadır. Kadınların yaşam hakkı ve çalışma hakkı başta olmak üzere, eşitlik, adalet ve özgürlük taleplerine yönelik baskı ve tehditler azalmak bir yana sürekli artmaktadır. Özellikle iktidarın İstanbul Sözleşmesinden çıkma kararının ardından kadına ve çocuğa yönelik şiddet ve istismar vakalarında görülen belirgin artışın önüne geçmek için hiçbir somut adımın atılmaması dikkat çekicidir.

Eğitim Sen olarak, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü vesilesiyle, dünyada ve Türkiye’de yaşanan insan hakları ihlallerinin son bulması için toplumun tüm kesimlerini haklarına, özgürlüklerine ve geleceklerine sahip çıkmaya, dayanışmayı ve örgütlü mücadeleyi güçlendirmeye çağırıyoruz.