'Pes doğrusu!' demek bile yetmiyor!

Boğaziçi Üniversitesi’nde (BÜ) hukuk ve iletişim fakültelerinin açılması kararı üzerine, “Pes doğrusu!” demek bile yetmiyor.  BÜ’de fakülteler kurma kararı, bazı durumları netleştiriyor. 1) BÜ’ye kayyım rektör atanırken, aynı zamanda iki fakülte kurulması kararının alınmamış ya da açıklanmamış olması, bu atamanın, “kaç üniversiteye kayyım atadık, hiçbir ses çıkmadı; bunlardan da bir ses çıkmaz” diyerek yapıldığını düşündürüyor.  2)Bu iki fakültenin açılması kararı, BÜ paydaşlarının özgürlüklerine ve üniversitenin özerkliğine sahip çıkmaları üzerine hemen alınmıyor. BÜ’yü sahiplenmenin devam etmesi ve de bu haklı sahiplenmenin diğer üniversite mensupları tarafından da, toplum tarafından da benimsenip desteklenmeye başlanması üzerine alınıyor. Bu durum iktidarın özgürlüğe ve özerkliğe sahip çıkılmasından ne denli rahatsız olduğunu gösteriyor.  3)Yeni tepkilere yol açacağını bile bile iki fakülte açılması kararı, hem üniversite özerkliğine vurulmuş ikinci bir darbe oluyor. Hem de ayrıca iktidarın ne denli sıkışmış olduğunu, durumunu kurtarmak için akla hayale gelmeyecek işler yapabileceğini, her yolu deneyebileceğini, BÜ’yü ele geçirilmesi gereken bir kale olarak gördüğünü gösteriyor. 4)Ülkemizde 80 hukuk ve 70 tane de iletişim fakültesi bulunuyor. Bu fakülte mezunlarının da iş bulamadığı biliniyor. Ayrıca hukuksuzluğun diz boyu olduğu, insanın içini sızlatan yargı kararlarının verildiği ve habercilik işlevini yerine getiren basın mensuplarına karşı açılan haksız davalarla cezalandırmaların bulunduğu bir ortamda bu mesleklerin çekiciliğini yitirdiği de biliniyor. Bu durumda, iki fakültenin açılmasının, ülke gereksinimiyle ilişkili olmadığı belli oluyor. BÜ’deki öğretim dili İngilizcedir. Haydi, iletişim okuyacakların İngilizce ile daha nitelikli yetişme olasılığı olabilir diyelim. Adliye saraylarında İngilizce levhalar asılmayacağına, avukatlar müdafaalarını, savcılar iddianamelerini ve hakimler kararlarını yazarken İngilizce yazmayacaklarına ve mahkeme salonlarında konuşurken İngilizce konuşmayacaklarına göre, BÜ’de hukuk fakültesi açmanın eğitsel bir anlamı da bulunmuyor. Dolayısıyla BÜ’de iki fakültenin, siyasal nedenlerle açıldığı belli oluyor.  5) 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 5f maddesi, “Üniversiteler ile yüksek teknoloji enstitüleri ve bunlar içindeki fakülte, enstitü ve yüksekokullar, Cumhurbaşkanınca yapılan yükseköğretim planlaması çerçevesinde kanunla kurulur” şeklindedir. Dolayısıyla ‘Cumhurbaşkanı Kararı’ ile fakülte açılması, bu yasa maddesiyle bağdaşmıyor.  6) 2547 sayılı yasada YÖK’ün görevlerini sıralayan 7. maddenin d.(2) fıkrası ise, “Bir üniversite içinde fakülte, enstitü ve yüksekokul açılmasına, birleştirilmesi veya kapatılması ile ilgili olarak doğrudan veya üniversitelerden gelecek önerilere dayalı kararlar almak ve gereği için Milli Eğitim Bakanlığına sunmak” şeklindedir. BÜ’de açılan fakültelerde bu maddeye de uyulmadığı görülüyor. Üstelik BÜ, İstanbul Üniversitesi (İÜ), Ankara Üniversitesi ve ODTÜ gibi gelenekleri oluşmuş ve 200 küsur üniversite arasından ‘araştırma üniversitesi’ olarak kabul edilmiş üniversitelerde, yeni bir birim açılmasını, üniversitenin iç dinamiklerini belirliyor. Bu tür kökleşmiş üniversiteler, yeni bir birim açmak istediklerinde, önce ilgili kurullarda tartışıyor, sonra Senato kararı alıp durumu YÖK’e iletiyor. Tepeden birim açılması ancak anti demokratik yönetimlerde oluyor. Nitekim 12 Eylül Darbe hükümeti, BÜ’de tepeden inme eğitim fakültesi açmıştı. Benzeri anti demokratik uygulama, iktidarın kararıyla İÜ’nün ikiye bölünüp İstanbul Cerrahpaşa Üniversitesi kurulması sürecinde yaşanmıştı.  7) İktidarın son yıllardakine ek olarak BÜ ile ilgili tutumu ve yasayla uyuşmayan fakülteler açmaya kalkışması, iktidar liderinin, bu ülkede yaşayanları ‘tebaa’ ve kendisine ‘tabi’ olmayanları da terörist olarak gördüğünü düşündürüyor.  8)BÜ’de iki fakülte açılması, iktidarın bu iki fakülteyi yandaşlarıyla dolduracağını ve BÜ’nün içten çürütüleceğini de akla getiriyor.  9) BÜ’de iki fakülte açılması, ayrıca bir gözdağı niteliğini taşıyor. “BÜ içinden rektör yardımcılığını kabul eden çıkmazsa, atayacağımız dekanlar aynı zamanda rektör yardımcısı olacak!” anlamına geliyor.  Bu gözdağının işe yaradığı görülüyor. Ne yazık ki, Öğrencilerin ve akademisyenlerin haklı, onurlu, demokratik ve barışçıl tepkileriyle özgürlüklerine ve üniversitenin özerkliğine sahip çıktıkları günlerde;  Üstelik bu haklı sahiplenmenin ülkenin her yerinde ve yurt dışında bile destek gördüğü bir dönemde;  Kayyım rektör, yeni Türkiye’nin gücünü göstermek için, “mesela bir çatışmada roketimiz gitse bir gemiyi vursa herkes de görse” diyebildiği ve bir suç örgütü liderinin kayyım rektöre “istifa etmeyin!” dediği günlerde; Her gün kayyım rektörle ilgili yeni bir intihal olayı ve /ya da doğru söylemediği ortaya çıkarken; BÜ öğrencileri ile başka üniversitelerin öğrencileri tartaklanırken, eziyet görürken ve tutuklanırken, yaşamlarında kalıcı izler bırakılırken; Öğrenciler ve akademisy

'Pes doğrusu!' demek bile yetmiyor!
Boğaziçi Üniversitesi’nde (BÜ) hukuk ve iletişim fakültelerinin açılması kararı üzerine, “Pes doğrusu!” demek bile yetmiyor.  BÜ’de fakülteler kurma kararı, bazı durumları netleştiriyor. 1) BÜ’ye kayyım rektör atanırken, aynı zamanda iki fakülte kurulması kararının alınmamış ya da açıklanmamış olması, bu atamanın, “kaç üniversiteye kayyım atadık, hiçbir ses çıkmadı; bunlardan da bir ses çıkmaz” diyerek yapıldığını düşündürüyor.  2)Bu iki fakültenin açılması kararı, BÜ paydaşlarının özgürlüklerine ve üniversitenin özerkliğine sahip çıkmaları üzerine hemen alınmıyor. BÜ’yü sahiplenmenin devam etmesi ve de bu haklı sahiplenmenin diğer üniversite mensupları tarafından da, toplum tarafından da benimsenip desteklenmeye başlanması üzerine alınıyor. Bu durum iktidarın özgürlüğe ve özerkliğe sahip çıkılmasından ne denli rahatsız olduğunu gösteriyor.  3)Yeni tepkilere yol açacağını bile bile iki fakülte açılması kararı, hem üniversite özerkliğine vurulmuş ikinci bir darbe oluyor. Hem de ayrıca iktidarın ne denli sıkışmış olduğunu, durumunu kurtarmak için akla hayale gelmeyecek işler yapabileceğini, her yolu deneyebileceğini, BÜ’yü ele geçirilmesi gereken bir kale olarak gördüğünü gösteriyor. 4)Ülkemizde 80 hukuk ve 70 tane de iletişim fakültesi bulunuyor. Bu fakülte mezunlarının da iş bulamadığı biliniyor. Ayrıca hukuksuzluğun diz boyu olduğu, insanın içini sızlatan yargı kararlarının verildiği ve habercilik işlevini yerine getiren basın mensuplarına karşı açılan haksız davalarla cezalandırmaların bulunduğu bir ortamda bu mesleklerin çekiciliğini yitirdiği de biliniyor. Bu durumda, iki fakültenin açılmasının, ülke gereksinimiyle ilişkili olmadığı belli oluyor. BÜ’deki öğretim dili İngilizcedir. Haydi, iletişim okuyacakların İngilizce ile daha nitelikli yetişme olasılığı olabilir diyelim. Adliye saraylarında İngilizce levhalar asılmayacağına, avukatlar müdafaalarını, savcılar iddianamelerini ve hakimler kararlarını yazarken İngilizce yazmayacaklarına ve mahkeme salonlarında konuşurken İngilizce konuşmayacaklarına göre, BÜ’de hukuk fakültesi açmanın eğitsel bir anlamı da bulunmuyor. Dolayısıyla BÜ’de iki fakültenin, siyasal nedenlerle açıldığı belli oluyor.  5) 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 5f maddesi, “Üniversiteler ile yüksek teknoloji enstitüleri ve bunlar içindeki fakülte, enstitü ve yüksekokullar, Cumhurbaşkanınca yapılan yükseköğretim planlaması çerçevesinde kanunla kurulur” şeklindedir. Dolayısıyla ‘Cumhurbaşkanı Kararı’ ile fakülte açılması, bu yasa maddesiyle bağdaşmıyor.  6) 2547 sayılı yasada YÖK’ün görevlerini sıralayan 7. maddenin d.(2) fıkrası ise, “Bir üniversite içinde fakülte, enstitü ve yüksekokul açılmasına, birleştirilmesi veya kapatılması ile ilgili olarak doğrudan veya üniversitelerden gelecek önerilere dayalı kararlar almak ve gereği için Milli Eğitim Bakanlığına sunmak” şeklindedir. BÜ’de açılan fakültelerde bu maddeye de uyulmadığı görülüyor. Üstelik BÜ, İstanbul Üniversitesi (İÜ), Ankara Üniversitesi ve ODTÜ gibi gelenekleri oluşmuş ve 200 küsur üniversite arasından ‘araştırma üniversitesi’ olarak kabul edilmiş üniversitelerde, yeni bir birim açılmasını, üniversitenin iç dinamiklerini belirliyor. Bu tür kökleşmiş üniversiteler, yeni bir birim açmak istediklerinde, önce ilgili kurullarda tartışıyor, sonra Senato kararı alıp durumu YÖK’e iletiyor. Tepeden birim açılması ancak anti demokratik yönetimlerde oluyor. Nitekim 12 Eylül Darbe hükümeti, BÜ’de tepeden inme eğitim fakültesi açmıştı. Benzeri anti demokratik uygulama, iktidarın kararıyla İÜ’nün ikiye bölünüp İstanbul Cerrahpaşa Üniversitesi kurulması sürecinde yaşanmıştı.  7) İktidarın son yıllardakine ek olarak BÜ ile ilgili tutumu ve yasayla uyuşmayan fakülteler açmaya kalkışması, iktidar liderinin, bu ülkede yaşayanları ‘tebaa’ ve kendisine ‘tabi’ olmayanları da terörist olarak gördüğünü düşündürüyor.  8)BÜ’de iki fakülte açılması, iktidarın bu iki fakülteyi yandaşlarıyla dolduracağını ve BÜ’nün içten çürütüleceğini de akla getiriyor.  9) BÜ’de iki fakülte açılması, ayrıca bir gözdağı niteliğini taşıyor. “BÜ içinden rektör yardımcılığını kabul eden çıkmazsa, atayacağımız dekanlar aynı zamanda rektör yardımcısı olacak!” anlamına geliyor.  Bu gözdağının işe yaradığı görülüyor. Ne yazık ki, Öğrencilerin ve akademisyenlerin haklı, onurlu, demokratik ve barışçıl tepkileriyle özgürlüklerine ve üniversitenin özerkliğine sahip çıktıkları günlerde;  Üstelik bu haklı sahiplenmenin ülkenin her yerinde ve yurt dışında bile destek gördüğü bir dönemde;  Kayyım rektör, yeni Türkiye’nin gücünü göstermek için, “mesela bir çatışmada roketimiz gitse bir gemiyi vursa herkes de görse” diyebildiği ve bir suç örgütü liderinin kayyım rektöre “istifa etmeyin!” dediği günlerde; Her gün kayyım rektörle ilgili yeni bir intihal olayı ve /ya da doğru söylemediği ortaya çıkarken; BÜ öğrencileri ile başka üniversitelerin öğrencileri tartaklanırken, eziyet görürken ve tutuklanırken, yaşamlarında kalıcı izler bırakılırken; Öğrenciler ve akademisyenler teröristlikle ve de üstelik en yetkili ağızdan bir kadın meslektaşları adı verilerek haksız yere suçlanırken; Hem de ‘10 Şubat Dünya Akademik Özgürlük Günü’ arifesinde akademik sıfat taşıyan iki BÜ’lü çıkıyor, öğrencilerine ve meslektaşlarına sırtını dönüyor, kendi özgürlüğüne ve üniversitenin özerkliğine değer vermediğini gösterip kayyım rektör yardımcılığını kabul ediyor! Kayyım rektör yardımcılığını kabul ederek, kendini ve üniversitesini ateş çemberi içinde kalmış akrebe dönüştüreceğine de aldırmıyor.  İktidarın tutumuna pes demek yetmediği gibi, akademisyenliğini kayyıma dönüştürenlere de pes demek yetmiyor.   okcabolr@gmail.com