Anne mi, öğretmen mi, arkadaş mı? 

Bugün 8 Mart. Dünya emekçi kadınlar günü. Haftalık rutinde yazılan bu köşenin 8 Mart’a denk gelmesi, doğalında bu haftaki topluma bakışın kadınlara yönelmesine yol açtı. Çok da iyi oldu. Yalnızca 8 Mart’larda konuşmaktan ibaret olamayacak toplumsal bir sorun olsa da dolu doluya ortaya serilmiş oluyor. Kulak verenlerin sayısı artıyor. Aktüel, teorik ve siyasi pek çok açıdan konuşma fırsatına sahip oluyoruz. Vakaların yeni "normalleşme" ile beraber yeniden artış gösterdiği şu bir haftada kadınların, annelerin çocuklarının geleceği, eğitimi ve ailelerinin sağlığı cevaplanmayı bekleyen büyük bir soru işaretiydi.  Pandemi döneminin son bir haftasında, okulların 2 gün şeklinde açılmasıyla kadınların dertleri tekrar katmerlendi. Okula 2 gün gönderse sayılarda bir azalma yokken kalan günlerde çocuğa bakan aile büyüğüne virüs bulaşabileceği endişesi bir yandan, göndermese evde ders de olmadan geçen günlerde çocuk yaşıtlarından geri mi kalacak endişesi bir yandan süregeldi.  Başka?  2 gün gitse ya da gitmese kalan günlerde çocuk ne yapacaktı? Zaten sokak hâlâ tehlikeli, virüs her yerde ve havalar henüz hâlâ soğuktu.  Kadınlar tam da 8 Mart’a doğru giderken iyice bunalmış durumda ve bu bunalım sürdürülebilir değil. Çalışan kadınlar için annelik de, bu hayat da sınırlarını zorluyor. Bu cendere içerisinde kadınlar işlerini bırakmayı sık sık düşünüyor, bazıları uygulamaya geçti bile. Bir maaşla evin geçimi ne kadar mümkünse artık…  Erkeklerin de benzer kaygıyı yaşayanları, çocuk bakımını dert edenleri, aile sağlığını önemseyeni elbette var. Yalnızca çıkarcı gerekçelerle değil, insani olarak, sevgi bağları dolayısıyla yaşayanlar bulunuyor.  Bu sıkıntılı süreci paylaşarak aşmaya çalışanları olsa da kadının içine düştüğü zorlanma ancak hafifletilmiş oluyor, nihai çözümüne ulaşmış olmuyor.  Geçenlerde sohbet ettiğim iki çocuğuna bakmaya çalışan bir kadın başlıktaki soruyu soruyordu. "Anne miyim, öğretmen mi, arkadaş mı?" Eşi de vardı ama vardiyalı çalışıyordu. Elinden geldiğince çocukların ödevlerine yardım ediyordu mesela. Yine de çocukların esas sorumluluğu kadındaydı. Çarpım tablosunun hâlâ çözülememiş olmasını kadın dert ediyordu. Yaşıtları ne durumdaydı? Bizim çocuk hepsinden daha mı kötüydü?… Neyse ki cumartesileri çalışmıyordu da ev işlerini yapmaya fırsatı oluyordu.  En büyük kaygısıydı işte çocukları. "Aklın varsa çocuk yapmazsın"ı telkin ediyordu bana. Amma zor işmiş çocuk yetiştirmek… Eğitimi, yemeği, bitmeyen istekleri ve sorunları… Sanki başlı başına sorundan ibaretti. Yine de ne olursa olsun çok seviyordu onları. Saçını süpürge etmişti bile ve günün sonunda başını yastığa koyduğunda varlıklarına şükrediyordu, diyemeyeceğim uyuyup kalıyordu.   Pandemi öncesinde henüz yeni okula başlamıştı bu çocuklar ve evlere geri yollanmışlardı. Bir senedir online eğitim sisteminin içindeydiler. "Bizim öğretmenimiz çok azimli" diyordu. Öğretmen online derslerini düzenli yapıyordu yapmasına ama bilgisayar başından dinleyen çocuğa etkisi ne kadar oluyordu, o kısmı tartışmalı. Büyüklere emanet edilen çocuklar kendi başlarına derse girmeyi, ödevlerini not tutmayı henüz becerebilecek durumda değillerdi. Bu sorumluluk bolca aileye yüklenmişti. Ödevlerin yaptırılması, takibi, kitap okutulması, sorumlulukların yerine getirilmesi…  Bütün anneler dokunsan ağlayacak durumdalar. Neredeyse hepsinin endişelenmekten sağlıkları bozulmak üzere. Bunlar benim 5-10 dakikalık sohbetle dinlediklerim, mikrofonu onlara uzatınca daha neler neler çıkıyor…  Ve kadınlar bu düzen içinde çıkışlarının olmadığının farkındalar. Bu düzenin, iktidarın, dünyanın çocuklarının eğitimini de, geleceklerini de önemsemediğinin oldukça bilincindeler. Yalnızca içine girdikleri bu durumdan çıkış yolunun olduğunun farkında değiller, henüz tanışmamışlar. Kadın Dayanışma Komiteleri’nin verdikleri mücadele çıkışın anahtarı kadınlar ve tüm toplum adına. Ne kadar yaygınlaşırsa bu tünelinin sonundaki aydınlık bir Türkiye’ye o kadar yaklaşacağız.  Gelin hemen şu andan itibaren, bu akşam, Türkiye’nin dört bir yanında eylemlerde, sergilerde, Kadın Dayanışma Komiteleri’mizde Semtevleri’mizde buluşalım. ‘Bu karanlık sömürü düzenine son’ diyelim!   

Anne mi, öğretmen mi, arkadaş mı? 
Bugün 8 Mart. Dünya emekçi kadınlar günü. Haftalık rutinde yazılan bu köşenin 8 Mart’a denk gelmesi, doğalında bu haftaki topluma bakışın kadınlara yönelmesine yol açtı. Çok da iyi oldu. Yalnızca 8 Mart’larda konuşmaktan ibaret olamayacak toplumsal bir sorun olsa da dolu doluya ortaya serilmiş oluyor. Kulak verenlerin sayısı artıyor. Aktüel, teorik ve siyasi pek çok açıdan konuşma fırsatına sahip oluyoruz. Vakaların yeni "normalleşme" ile beraber yeniden artış gösterdiği şu bir haftada kadınların, annelerin çocuklarının geleceği, eğitimi ve ailelerinin sağlığı cevaplanmayı bekleyen büyük bir soru işaretiydi.  Pandemi döneminin son bir haftasında, okulların 2 gün şeklinde açılmasıyla kadınların dertleri tekrar katmerlendi. Okula 2 gün gönderse sayılarda bir azalma yokken kalan günlerde çocuğa bakan aile büyüğüne virüs bulaşabileceği endişesi bir yandan, göndermese evde ders de olmadan geçen günlerde çocuk yaşıtlarından geri mi kalacak endişesi bir yandan süregeldi.  Başka?  2 gün gitse ya da gitmese kalan günlerde çocuk ne yapacaktı? Zaten sokak hâlâ tehlikeli, virüs her yerde ve havalar henüz hâlâ soğuktu.  Kadınlar tam da 8 Mart’a doğru giderken iyice bunalmış durumda ve bu bunalım sürdürülebilir değil. Çalışan kadınlar için annelik de, bu hayat da sınırlarını zorluyor. Bu cendere içerisinde kadınlar işlerini bırakmayı sık sık düşünüyor, bazıları uygulamaya geçti bile. Bir maaşla evin geçimi ne kadar mümkünse artık…  Erkeklerin de benzer kaygıyı yaşayanları, çocuk bakımını dert edenleri, aile sağlığını önemseyeni elbette var. Yalnızca çıkarcı gerekçelerle değil, insani olarak, sevgi bağları dolayısıyla yaşayanlar bulunuyor.  Bu sıkıntılı süreci paylaşarak aşmaya çalışanları olsa da kadının içine düştüğü zorlanma ancak hafifletilmiş oluyor, nihai çözümüne ulaşmış olmuyor.  Geçenlerde sohbet ettiğim iki çocuğuna bakmaya çalışan bir kadın başlıktaki soruyu soruyordu. "Anne miyim, öğretmen mi, arkadaş mı?" Eşi de vardı ama vardiyalı çalışıyordu. Elinden geldiğince çocukların ödevlerine yardım ediyordu mesela. Yine de çocukların esas sorumluluğu kadındaydı. Çarpım tablosunun hâlâ çözülememiş olmasını kadın dert ediyordu. Yaşıtları ne durumdaydı? Bizim çocuk hepsinden daha mı kötüydü?… Neyse ki cumartesileri çalışmıyordu da ev işlerini yapmaya fırsatı oluyordu.  En büyük kaygısıydı işte çocukları. "Aklın varsa çocuk yapmazsın"ı telkin ediyordu bana. Amma zor işmiş çocuk yetiştirmek… Eğitimi, yemeği, bitmeyen istekleri ve sorunları… Sanki başlı başına sorundan ibaretti. Yine de ne olursa olsun çok seviyordu onları. Saçını süpürge etmişti bile ve günün sonunda başını yastığa koyduğunda varlıklarına şükrediyordu, diyemeyeceğim uyuyup kalıyordu.   Pandemi öncesinde henüz yeni okula başlamıştı bu çocuklar ve evlere geri yollanmışlardı. Bir senedir online eğitim sisteminin içindeydiler. "Bizim öğretmenimiz çok azimli" diyordu. Öğretmen online derslerini düzenli yapıyordu yapmasına ama bilgisayar başından dinleyen çocuğa etkisi ne kadar oluyordu, o kısmı tartışmalı. Büyüklere emanet edilen çocuklar kendi başlarına derse girmeyi, ödevlerini not tutmayı henüz becerebilecek durumda değillerdi. Bu sorumluluk bolca aileye yüklenmişti. Ödevlerin yaptırılması, takibi, kitap okutulması, sorumlulukların yerine getirilmesi…  Bütün anneler dokunsan ağlayacak durumdalar. Neredeyse hepsinin endişelenmekten sağlıkları bozulmak üzere. Bunlar benim 5-10 dakikalık sohbetle dinlediklerim, mikrofonu onlara uzatınca daha neler neler çıkıyor…  Ve kadınlar bu düzen içinde çıkışlarının olmadığının farkındalar. Bu düzenin, iktidarın, dünyanın çocuklarının eğitimini de, geleceklerini de önemsemediğinin oldukça bilincindeler. Yalnızca içine girdikleri bu durumdan çıkış yolunun olduğunun farkında değiller, henüz tanışmamışlar. Kadın Dayanışma Komiteleri’nin verdikleri mücadele çıkışın anahtarı kadınlar ve tüm toplum adına. Ne kadar yaygınlaşırsa bu tünelinin sonundaki aydınlık bir Türkiye’ye o kadar yaklaşacağız.  Gelin hemen şu andan itibaren, bu akşam, Türkiye’nin dört bir yanında eylemlerde, sergilerde, Kadın Dayanışma Komiteleri’mizde Semtevleri’mizde buluşalım. ‘Bu karanlık sömürü düzenine son’ diyelim!